latest
haber

KÜLTÜR-SANAT

VIDEO

video

VELESPIT HİKAYELERİ

velespit hikâyeleri

GÖÇMENLERİN GÜNDEMİ

YEREL HABERLER

LONDRA GÜNLÜKLERİ

İngiltere Global Talent Vizesini 100'den Fazla Şirkete Açtı

No comments

Londra — İngiltere hükümeti, 6 Ağustos 2026'da Global Talent vizesinde önemli bir genişlemeye gitti. Home Office ve UK Research and Innovation (UKRI) tarafından yapılan açıklamaya göre, daha önce ağırlıklı olarak üniversiteler ve araştırma kuruluşları üzerinden yürüyen "endorsed funder" rotası, AstraZeneca, Jaguar Land Rover, GSK ve Arm dahil 100'den fazla ticari şirkete açıldı.




MURAT METİN

https://metin.london/

Düzenleme, özel sektörde UKRI tarafından desteklenen araştırma ve geliştirme projelerinde çalışan uygun nitelikteki araştırmacıların da Global Talent vizesine başvurabilmesinin önünü açıyor. Ancak şirketin listede yer alması, o şirkette çalışan herkes için otomatik vize hakkı anlamına gelmiyor. Başvuru sahibinin uygun bir araştırma projesinde görev alması ve Global Talent kriterlerini karşılaması gerekiyor.

Listeye AstraZeneca, Jaguar Land Rover, GSK ve Arm'ın yanı sıra Riverlane, Quantinuum, Oxford Quantum Circuits, Phasecraft, NuQuantum ve Quantum Motion Technologies gibi kuantum bilişim şirketleri ile IBM, BBC ve British Film Institute gibi kuruluşlar da dahil edildi.

Akademisyen ve Araştırmacılar İçin Kriterler

Global Talent vizesi iş teklifi veya sponsor işveren zorunluluğu getirmiyor. Akademisyen ve araştırmacı başvurularında adayın unvanından çok araştırma kariyeri ve ortaya koyduğu çalışmalar önem taşıyor.

Doktora veya eşdeğer araştırma deneyimi, hakemli yayınlar, atıflar, araştırma finansmanı, uluslararası burslar ve davetli konuşmacılık gibi unsurlar değerlendirmede öne çıkıyor. Başvurular alana göre Royal Society, Royal Academy of Engineering ve British Academy gibi kurumlar tarafından değerlendiriliyor.

Uygun araştırma hibelerine sahip adaylar ise UKRI'nin endorsed funder rotasından başvurabiliyor. Ticari şirketlerin listeye dahil edilmesiyle bu kanal artık özel sektördeki araştırmacıları da kapsıyor.

Sanat ve Kültür Alanında Yeni Kategori

Global Talent'ın sanat ve kültür rotasında da kapsam genişledi. Güncel sistemde Combined Arts, Dance, Literature, Music, Theatre ve Visual Arts; Architecture; Fashion Design Industry; Film, Television, Animation, Post-Production & VFX ve Design Industry kategorileri bulunuyor.

Başvurularda en fazla üç sayfalık CV, üç referans mektubu ve son beş yıldan seçilen en fazla 10 kanıt sunulabiliyor. Adayın sosyal medya takipçi sayısı veya kişisel internet sitesi gibi materyaller yerine, uluslararası medya görünürlüğü, ödüller, sergiler, performanslar ve sektörel başarılar gibi güçlü kanıtlar sunması bekleniyor.

Design Industry kategorisinde Red Dot, iF ve D&AD gibi uluslararası tasarım ödülleri güçlü kanıtlar arasında yer alıyor. Mimarlık alanında ise Global Talent vizesinin tek başına "Architect" unvanı vermediği, bunun için ayrıca Architects Registration Board (ARB) kaydının gerektiği belirtiliyor.

Vize Ücreti ve Süreç

Global Talent başvurusunda endorsement aşaması £561, vize başvurusu ise £205 tutuyor. Böylece resmi vize ücretinin toplamı £766 oluyor. Buna yetişkinler için yıllık £1.035 Immigration Health Surcharge (IHS) ekleniyor.

Beş yıllık vize üzerinden hesaplandığında, tek yetişkin başvuru sahibinin vize ücreti ve sağlık harcı toplamı yaklaşık £5.941 seviyesinde.

Başvuru sahipleri gerekli koşulları karşılamaları halinde eş ve çocuklarını da başvuruya dahil edebiliyor. Standart işlem süresi, başvurunun nereden yapıldığına bağlı olarak UK dışından yaklaşık 3 hafta, UK içinden ise 8 hafta olarak belirtiliyor.

Global Talent kapsamında uygun adaylar üç veya beş yıllık sürelerin ardından sürekli oturum (ILR) başvurusunda bulunabiliyor. İngilizce şartında ise ILR aşaması için 26 Mart 2027'den itibaren B2 seviyesine geçilmesi planlanıyor.

İngiltere Araştırmacıları Çekmeye Çalışıyor

İngiltere hükümeti, Global Talent vizesindeki genişlemeyi özellikle yapay zekâ, kuantum bilişim, temiz enerji, nükleer füzyon ve yaşam bilimleri gibi stratejik alanlarda uluslararası yetenekleri ülkeye çekme politikasının bir parçası olarak değerlendiriyor.

100'den fazla araştırma şirketinin sisteme dahil edilmesi, Global Talent rotasının yalnızca akademik kariyer yapan araştırmacılar için değil, özel sektörde Ar-Ge faaliyetleri yürüten bilim insanları ve mühendisler için de daha önemli bir seçenek haline gelmesi anlamına geliyor.

Editörün Notu

Bu haber hazırlanırken Global Talent vizesinin araştırma şirketlerine genişletilmesi, akademisyen ve araştırmacılara yönelik kriterler, sanat ve kültür kategorileri ile güncel vize ücretleri Birleşik Krallık'ın resmi kaynakları üzerinden kontrol edilmiştir.

Global Talent vizesine ilişkin kurallar, ücretler ve başvuru koşulları zaman içinde değişebildiğinden, başvuru yapacak kişilerin işlem öncesinde güncel GOV.UK bilgilerini kontrol etmesi önerilir.

 

 Kaynaklar

- Global Talent visa expanded to attract world's brightest researchers to power British innovation — GOV.UK Resmi Basın Açıklaması

- Global Talent visa expanded to innovative research businesses — UKRI Resmi Duyurusu

- Global Talent Visa: Film ve Televizyon Alanı Başvuru Rehberi — GOV.UK

- Talent Vizeleri Başvuru Kriterleri — PACT (Producers' Alliance for Film and Television)

- Global Talent Visa: Dijital Teknoloji Alanı Başvuru Rehberi — GOV.UK

- Apply for the Global Talent Visa: Genel Bakış, Ücretler ve Süreç — GOV.UK

 

*Murat Metin, Immigration Advice Authority (IAA) tarafından yetkilendirilmiş bir göçmenlik danışmanıdır. Birleşik Krallık vize ve yerleşim süreçlerine ilişkin güncel içerikler hazırlamaktadır. Ayrıntılı bilgi: [Metin London] https://metin.london/.



 



Taşraseksüel erkeklerin cenneti: Schiwago Tanz-Bar!

No comments

 “Das Erotik Kapital” - II 

(Das Erotische Kapital)

 Ramazan Yaylalı







Schiwago Dans Kulübü, Avusturya’nın Graz şehrinin güneyinde yer alan, kendine has bir eğlence mekanıydı. Genellikle orta yaş ve üstü, alt sınıf Avusturyalıların vakit geçirdiği bu kulüp, göçmenler tarafından henüz keşfedilmemişti. Özellikle hafta sonları dolup taşan bu taşra kulübünde, ziyaretçilerin çoğu birbirlerini tanırdı.

Genç prenslerimiz için de hem eğlenmek hem de romantik ilişki kurmak adına ideal bir ortamdı. Schiwago Kulübü onlara sahip oldukları erotik-sermayeyi en iyi şekilde sunacakları bir "aşk-pazarı" (love market) sunuyordu. Onlar artık Schiwgo’yu keşfetmişlerdi ve neredeyse haftada üç gece bu mekanda vakit geçiriyorlardı.



Hayatları boyunca oynadıkları tek dans türü "halay" olan bu gençler birdenbire salsa, vals ve benzeri Latin ve Avrupa danslarıyla tanışmışlardı. Sahip oldukları adaptasyon ve kıvraklık sayesinde gayet hızlı bir şekilde bütün yabancı dansları öğrenmekle kalmayıp zamanla Latin dansları ve halayı birleştirerek, ortaya karışık yeni bir dans türü dahi icat etmişlerdi.

Zamanla ortamda varlıklarına alışılan ve tanıdık hale gelen bu gençler, öncesinde biraz çekinerek yaklaştıkları “potansiyel prenseslerle”’ hem dostluk hem de romantik birliktelikler kurmayı başarmışlardı. İşin boyutu sabahlara kadar süren danslı eğlencelerden tutun, sonrasında devam eden uzun duygusal sohbetlere kadar varmıştı.

Tabii Schiwago “aşk-piyasasında” sürekli talep görmek için gençlerin bakımlı olması yani kendilerine sürekli bakmaları gerekiyordu . Bunun için Anadolu Prenslerimiz günler öncesinden hafta sonuna hazırlık yapıyorlardı ve hafta içi çeşitli spor faaliyetlerinde bulunarak sürekli formda kalmaya özen gösteriyorlardı.

Kılık kıyafetleri maddi yetersizlik nedeniyle modaya pek de uygun olamamakla beraber, metroseksüellikten çok taşraseksüel bir stili anımsatıyordu. Bu tipoloji yerli Schiwago alemi için alışılmışın dışındaydı.

 Yalan da olsa mutluyum, bu bana yetiyor!

Prensesler açısından ise, genç prenslerle flört etmek ve ilişkiye girmek ilginç bir deneyimdi. Yıllar sonra delikanlılarımız tarafından gerek içten, gerekse rol icabı yapılan övgüyle dolu bu sohbetler, yüreği paslanmış prenseslerin adeta ikinci baharlarının kapısını aralıyordu. Onlar için bu gençlerle geçirdikleri vakitler kalıcı olamayacak bir ihtimal barındırsa bile, yani geçici bir rüya gibi görünse bile bu önemli değildi, Ahmet Kaya’nın bir şarkısında seslendirdiği gibi, “Yalan da olsa mutluyum, bu bana yetiyor”[1] havasındaydılar.

Yani özetle prensesler yakışıklı genç Anadolu prensleri sayesinde yeniden doğmuş gibiydiler. Endorfinler, serotoninler ve dopaminler havada uçuşuyordu. Ortadoğu’dan gelen bu erkeklerin kavruk teni ve şehvet dolu büyüsü kadınların üzerinde adeta bir antidepresan etkisi yaratmıştı. Aşkın gücü bütün karamsarlıkları söküp almış hatta onlara yeni bir yaşama ümidi aşılamıştı. Hafta sonunu dört gözle bekleyip bu delikanlılarla buluşacakları saatleri iple çekiyorlardı. Kısacası Schiwigo gecelerine,  gökyüzünden Erosun okları inmiş,  bütün paslanmış ve boş kalpler de bu oklardan nasiplerini almıştı.

 İhtiyar Aslanlar ve Genc Aslanlar Savaşı:

The Old Lions vs. Young Lions!

Bir yandan Eros oklarını kalplere saplarken, diğer taraftan ise yaşları altmışları aşmış olan Schiwagonun eski yerli ve milli horozları son gelişmelerden oldukça rahatsızlardı İhtiyar aslanlar yeni gelen genç aslanlar  tarafından yavaş yavaş kenara itilme sürecindeyken, bu yerli ihtiyarlar çareyi anti-göçmen yani göçmen nefreti tohumların ekmekte buluyorlardı.

Oysa daha önce göçmenlere karşı ılımlı ve barışçıl bir yaklaşım sergileyen bu ihtiyarlar, Schiwago aşk-pazarının   değişen iç dinamikleri yüzünden sağ kesime yani ırkçı bir pozisyona doğru evrilmeye başlamışlardı. Kısacası Schiwago bir kurtlar sofrasına dönmüştü. İhtiyarla ve Genç Aslanlar arasında gelişen bu “rekabet” prenseslerin çok hoşuna gidiyordu, egoları şişmişti mutluluktan…

Fakat bu olumsuz gelişmeler sonuna kadar savaşmaya hazır olan yiğitlerimizi yolundan etmedi. Dağları, yolları, belki denizleri aşıp buralara kadar gelmiş bu insanlar, kolay kolay bu kabul görme ve yer edinme savaşından vazgeçmeyeceklerdi.

 “Unbefristet” Liebe” versus “Unbefristet Vatandışlık”

 Bütün bunlar yaşanırken prensesler bu rüyanın bir zaman sonra bitmesinden çok korkuyorlardı. Onlara göre bu tür ilişkiler riskli ilişkilerdi ve her an bir yerde  sorun yaşanabilir, bir şeyler ters gidebilirdi ve genç prenslerini elde tutmak zor olabilirdi. Aradaki yaş ve kültür farkı üzerlerinde tedirginlik yaratırken akıllara “dışarıda o kadar genç ve güzel kadın dururken, neden biz” sorusunu getiriyordu. Bir Orhan Gencebay tedirginliği üstlerindeydi “Ya evde yoksan![2]”, “Ya Schiwago’da yoksan!”

  Çünkü hiç kimse bu rüyanın sonunda;

 

“Schwigo’nun rengine kandım

Bir Anadolu prensine aldandım boşuna yandım

onu “unbefristet[3]” benim sandım"


diye haykırmak istemiyordu. Prensler ise doğal olarak “unberifstet Liebe” karşılığında “Unbefristet Pasaport” talep ediyorlardı.

Erotik Sermaye vs. Simgesel Sermaye!

Her iki taraf için de bu ilişkilerin "win-win” dengesinde yani karşılıklı yarar sağlanan bir şekilde ilerleyebilmesi, her iki tarafın da sahip oldukları sermayeyi etik bir şekilde değiş tokuş etmeleriyle sağlanabilirdi. Bu demek oluyor ki prenseslerin sahip olduğu simgesel sermaye (Avusturya Vatandaşlığı) ile prenslerin sahip olduğu erotik sermaye etik bir şekilde takas edilmeliydi.

Bu değiş tokuş sırasında aktörlerden biri olan prensler için nikah masasında atılacak bir imza, gerçekleşmesi çok önemli olan ve belki de bu romantik hikâyede, sonun başlangıcını başlatacak olan nihai bir adımdı.

 

Yazının devamını okumak için tıklayın:

Bisikletli Gazete: Erotik Kapital: “Nikah Masası"

 

 



[1] Ahmet Kaya: “Yalan da olsa“- (1994) – “Şarkılarım Dağlara“,  albümünden-Raks Müzik Yapım.

[2] “Ya Evde Yoksan”, Orhan Gencebay'ın 1989'da Kervan Plakçılık'tan yayınlanmış albümünden yer alan bir eseridir.

[3] Unbrefistet = Unlimeted = Süresiz: Avusturya göçmen kanunlara göre, göçmenler belli şartlar yerin getirdiği zaman Avusturya‘da “Unbefristet Niederlassung” (süresiz oturma izni) hakkına sahip olabilirler.

Rusya’daki Veri Merkezi Saldırıları Sonrası Bot Trafiği Sert Düştü

No comments

Ukrayna’nın Yandex’e ait üç veri merkezini hedef alan saldırılarının ardından, şirketin ağındaki otomatik internet trafiği zirve seviyesinin yüzde 99,6 altına geriledi. Zelenskiy sosyal medyada nefret ve provokasyonların azaldığını savunurken, uzmanlar bu verilerin dezenformasyon faaliyetlerinin sona erdiğini kanıtlamadığına dikkat çekiyor.



Ukrayna’nın Rusya’daki veri merkezlerine yönelik insansız hava aracı saldırıları, ülkenin dijital altyapısında aksamalara yol açtı. Rus teknoloji şirketi Yandex’e ait üç veri merkezinin devre dışı kalması, çevrim içi hizmetleri etkilerken otomatik internet trafiğinde de dikkat çekici bir düşüşe neden oldu.

Reuters’ın haberine göre Yandex, 11 Ekim’de Vladimir bölgesindeki veri merkezinin saldırıda hasar gördüğünü ve tesisin tamamen kapatıldığını açıkladı. Daha önce Ryazan bölgesindeki Sasovo tesisinde faaliyetler durdurulmuş, Kaluga’daki veri merkezinde de kesintiler yaşanmıştı.



Bot trafiğinde dikkat çekici düşüş

Tom’s Hardware’ın Cloudflare verilerine dayandırdığı habere göre, Yandex ağı kaynaklı bot trafiği, önceki iki haftada kaydedilen en yüksek HTTP istek hacminin yalnızca yüzde 0,4’üne geriledi. Bu, ölçülen trafiğin zirve seviyesinin yüzde 99,6 altına inmesi anlamına geliyor.

Bu gelişme, Rusya kaynaklı otomatik hesapların ve dezenformasyon faaliyetlerinin azaldığı yönünde yorumlara yol açtı. Ancak The Verge’de yayımlanan değerlendirmelere göre, söz konusu veriler Yandex’in otomatik web tarayıcılarından kaynaklanan trafiği de kapsıyor. Dolayısıyla bu düşüş, sosyal medyadaki dezenformasyon hesaplarının aynı oranda azaldığını göstermiyor.

Çevrim içi hizmetler de aksadı

Veri merkezlerindeki kesintiler, Yandex’in bulut altyapısına bağlı hizmetleri de etkiledi. Şirketin arama motoru, ulaşım, ödeme ve yapay zekâ alanlarındaki faaliyetleri, Rusya’nın dijital ekonomisinde önemli bir yer tutuyor. Kesintiler nedeniyle bazı kullanıcıların çevrim içi hizmetlere ve ödeme işlemlerine erişimde sorun yaşadığı bildirildi.

Hizmetlerin ne zaman tamamen normale döneceği ise belirsizliğini koruyor.



Zelenskiy: Daha az nefret ve provokasyon

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 12 Ekim’de Varşova Güvenlik Forumu’nda yaptığı açıklamada, saldırıların ardından sosyal medyada nefret, kutuplaşma ve provokasyonların azaldığını savundu. Zelenskiy, bu değişimi Rusya kaynaklı bot faaliyetlerindeki düşüşle ilişkilendirdi.

Yandex ağındaki trafik azalması, Avrupa’daki siyasi tartışmalar ve ABD’de yaklaşan kasım ayı ara seçimleri öncesinde yabancı kaynaklı çevrim içi etki faaliyetlerini yeniden gündeme taşıdı. Bununla birlikte, saldırıların siyasi içeriklerin yayılmasına veya seçmen davranışlarına somut etkisini ortaya koyan bağımsız ve kapsamlı veriler henüz bulunmuyor.

Yaşananlar, dijital altyapının modern savaşlarda stratejik bir hedef hâline geldiğini gösteriyor. Ancak otomatik internet trafiğindeki düşüşü doğrudan dezenformasyonun sona ermesi olarak yorumlamak için mevcut kanıtlar yeterli değil.


Burnham: Rusya Brexit referandumuna müdahale etti

No comments

İngiltere Başbakanı Andy Burnham, 2016’daki Brexit referandumuna Rusya’nın müdahale ettiğinin kendisine açık biçimde bildirildiğini söyledi. Burnham, Moskova’nın dezenformasyon faaliyetlerinin Fransa ve Almanya’daki siyasi süreçleri de etkilediği uyarısında bulundu.



İngiltere Başbakanı Andy Burnham, Rusya’nın 2016’da İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılmasıyla sonuçlanan Brexit referandumuna müdahale ettiğini söyledi. The Rest Is Politics podcast’ine konuşan Burnham, Başbakanlık görevine geldikten sonra konuyla ilgili bilgi istediğini belirterek, “Açık bir yanıt aldım: Evet, müdahale edildi” dedi.

Burnham, İngiltere’nin yabancı ülkelerden kaynaklanan siyasi müdahaleler karşısında yeterince önleyici bir tutum sergilemediğini savundu. Yurt dışından yürütülen faaliyetlerin demokratik süreçleri sekteye uğratmayı amaçladığını belirten Başbakan, kamuoyunun bu girişimlerin boyutu konusunda yeterince bilgilendirilmediğini ifade etti. Ancak Burnham, Rusya’nın referandum sırasında hangi yöntemlerle hareket ettiğine veya bu faaliyetlerin sonuçlar üzerindeki etkisine ilişkin ayrıntı vermedi.

Dışişleri Bakanı Stephen Doughty de BBC Breakfast programında yaptığı açıklamada, Rusya’nın İngiltere’deki demokratik süreçlere müdahale etmeye çalıştığını söyledi. Moskova’nın dezenformasyon ve propaganda faaliyetleri yürüttüğünü belirten Doughty, Rusya’nın bu yıl söz konusu faaliyetlere 1,5 milyar sterlin ayırdığını öne sürdü. Doughty, Burnham’ın açıklamalarının İngiltere’yi yeniden AB’ye katma girişimi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, asıl meselenin Rusya’nın demokrasiyi istikrarsızlaştırma çabaları olduğunu savundu.

Brexit yanlısı Britain Unbound adlı kampanya grubu ise açıklamaları, 2016’da İngiliz halkının verdiği kararın meşruiyetini sorgulamaya yönelik bir girişim olarak nitelendirdi. Gruba göre, Rusya’nın referandum sonucunu etkilediğine inanmak için yeterli gerekçe bulunmuyor. İngiltere Parlamentosu İstihbarat ve Güvenlik Komitesi’nin 2020’de yayımladığı rapor da Rusya’nın AB referandumunun sonucunu etkilemeye çalışıp çalışmadığı konusunda kesin bir sonuca ulaşmamış, ancak hükümetleri olası müdahale riskini yeterince değerlendirmemekle eleştirmişti.

Burnham, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile yaptığı görüşmede de Rusya kaynaklı dezenformasyon konusunu gündeme getirdiğini belirtti. Rusya bağlantılı çevrim içi kampanyalarda gazetecileri ve haber kuruluşlarını taklit eden yapay zekâ üretimi sahte videoların kullanıldığına ilişkin haberler de son dönemde gündeme gelmişti. Burnham, geçen ay Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmada Rusya’yı yalan ve dezenformasyon yoluyla toplumların korkularından yararlanmakla suçlamış ve İngiltere’nin bu faaliyetlerle mücadele etmek için yeni bir merkez kuracağını açıklamıştı.

Kaynak: BBC

Göçmen Psikologlar ve Psikoterapistler Ağı’nın dergisi “Dış Hatlar” ın ilk sayısı yayımlandı

No comments

 Göçmen Psikologlar ve Psikoterapistler Ağı’nın (GPPA) hazırladığı Dış Hatlar’ın ilk sayısı “Göç ve Kökler” dosya temasıyla yayımlandı. Ücretsiz ve elektronik olarak yayımlanan dergi; göç deneyimini ruh sağlığından edebiyata, bellekten sanata ve kent yaşamına uzanan farklı perspektiflerle ele alıyor

 


Mayıs 2025’te ortaklaşma, dayanışma ve destek ağları oluşturmak amacıyla yola çıkan Göçmen Psikologlar ve Psikoterapistler Ağı (GPPA), dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan Türkçe konuşan göçmen birey ve toplulukları; göçmen psikolog ve psikoterapistleri ile göç üzerine çalışan akademisyen, araştırmacı ve sanatçıları bir araya getiriyor. Bu ortak üretim anlayışının bir ürünü olarak hazırlanan Dış Hatlar – Göç ÜzerineDisiplinlerarası E-Dergi, ilk sayısıyla okurla buluştu.

Derginin ilk sayısının dosya konusu “Göç ve Kökler”. Derginin dosya sorumlusu Aydan Gülsün Çelik, “Dış Hatlar” adının göçmenlik deneyiminin yoğun duygularının yaşandığı havaalanlarından esinlenerek seçildiğini; ilk sayının ise “köklerimizi sağlamlaştırdığımız bir buluşma noktası” olması amacıyla bu temaya ayrıldığını belirtiyor. Dergide yer alan yazı ve çalışmaların her biri, göçün yalnızca bir yer değiştirme olmadığını; aidiyet, hafıza, kimlik, yabancılık ve geçmişle kurulan ilişkinin de yeniden düşünülmesini beraberinde getirdiğini ortaya koyuyor.

Dış Hatlar’ın ilk sayısında Nur Akpınar’ın “Yazıya Köklenmek”, Sedef Ayhan’ın “Köksüzlük ve Öksüzlük: Anne(siz)lik Üzerinden Dolaylı Bir Göç Okuması”, Ayşe Naz Hazal Sezen’in “Göçmenin Tutamağı”, Aysin Şimşek’in “Boşluk ve Bellek: Zabel Yesayan’da Göçmen Ruhsallığı” ve Ece Aktaş Yılmaz’ın “Neresi Sıla Bize, Neresi Gurbet?: Göçün Ruhsal Rotası” başlıklı çalışmaları yer alıyor. Simay Karakaş Keramydas’ın mimari üzerinden kök ve aidiyet ilişkisini ele aldığı “Kök Nerededir?: Minari Üzerine Lacancı Bir Okuma” ile Ezgi Ünlü Olgen’in “Yeni Bir Toprakta: İki Farklı Kök ve Tek Bir Çiçek” başlıklı yazısı da dosyanın farklı disiplinlere açılan çalışmalarından.

Derginin ilerleyen sayfalarında göç deneyiminin kent, sanat ve gündelik karşılaşmalar üzerinden tartışıldığı çalışmalar da bulunuyor. Çağla Ekin Güner’in “Hiç/bir”, Lale Vatan’ın “Berlin’de –mişli Bir Bina: Ekler ve Kökler Üzerine” ve “Kentin İçinde, Köklerin Etrafında: Göçü Birlikte Düşünmek” başlıklı yazıları bu çerçevede yer alırken, İlkim Sarıçimen’in “Valizin İçindeki Sultan: Cem ve Sürgünün Psikolojisi” başlıklı çalışması da göç, sürgün ve ruhsallık ilişkisine odaklanıyor. Dergide ayrıca Işıl Eğrikavuk ile gerçekleştirilen bir söyleşi ve Mehmet Aydoğmuş’un fotoğraf çalışmaları da bulunuyor.

İlk sayının özel dosyasında ise Şahap Eraslan’ın “Göçmenler ve Göç Mitolojileri” başlıklı kapsamlı çalışması yer alıyor. Çalışma, göçün insanın kendisiyle ve geçmişiyle ilişkisini nasıl dönüştürdüğünü; yabancılık, özlem, bellek ve kimlik meseleleri üzerinden tartışıyor. Derginin yayın ekibi, farklı ülkelerde yaşayan yazar, sanatçı ve akademisyenlerin katkılarıyla şekillenen Dış Hatlar’ın, birlikte üretmenin ve çoğalmanın mümkün olduğu bir buluşma alanına dönüşmesini hedefliyor.

Ücretsiz ve elektronik olarak yayımlanan Dış Hatlar’ın bir sonraki sayısının dosya konusu “Göç ve Ayrılık” olarak belirlendi. Dergi, bu temaya uygun yazılı ve görsel çalışmalar için 15 Kasım 2026 tarihine kadar başvuruları kabul ediyor. 


 https://www.gocmenpsikologlar.com/dis-hatlar/

“One Night. No Rules. No Regrets.”: Halloween gecesinde sanat, müzik ve eğlence bir arada

No comments

Halloween, bu yıl sanat ve müziğin buluşacağı özel bir etkinlikle kutlanacak. “Halloween: The Night of the Dead” adıyla düzenlenecek gece, 31 Ekim’de saat 19.30’da DNA Café Bar’da gerçekleşecek. Güler İnce ve DNA Café tarafından organize edilen etkinlik, klasik bir Halloween partisinin ötesine geçerek sanat tarihi, canlı müzik ve performansı aynı programda buluşturacak.



Gecenin ilk bölümünde Güler İnce, sanat tarihinde cadı imgesi ve canavarlaştırılan kadınlar üzerine yaklaşık bir saatlik bir sunum gerçekleştirecek. Cadı figürünün sanat tarihindeki temsilleri üzerinden kadınların nasıl “tehdit”, “öteki” ya da “canavar” olarak kurgulandığına odaklanacak sunum, Halloween gecesine farklı ve düşündürücü bir boyut katacak.

Sunumun ardından gecenin müzik programı başlayacak. Kosmic Troubadour performansı ve jam session ile devam edecek etkinlikte müzik, dans ve Halloween atmosferi bir araya gelecek. Katılımcıların kostümleriyle gelmelerinin teşvik edildiği gecede, organizatörler konukları “en çılgın” Halloween kostümlerini hazırlamaya çağırıyor.

“One night. No rules. No regrets.” sloganıyla duyurulan etkinliğin biletleri Eventbrite üzerinden satışa sunuldu. Halloween gecesinde sanat tarihi üzerine bir sunum dinlemek, canlı müzik eşliğinde eğlenmek ve geceye kendi kostümünüzle katılmak isteyenler için etkinlik, 31 Ekim akşamı için farklı bir alternatif sunuyor.

Etkinlik biletleri ve ayrıntılı bilgi için Eventbrite sayfası



Müge Çetinkaya deneme tadındaki yazılarını “Londra Notları"nda topladı

1 comment

Müge Çetinkaya’nın pandemi döneminde tuttuğu notlardan oluşan; arkadaş ilişkilerini, yalnızlığı, kültür-sanat olaylarını konu alan  “Londra Notları” adlı kitabı Londra merkezli yayınevi Press Dionysus tarafından Türkiye'de ve İngiltere'de yayımlandı.

 

                                                          




                                

 

Yirmi yılı aşkın bir süredir Londra’da yaşayan Müge Çetinkaya, geçtiğimiz günlerde “Londra Notları” adını taşıyan ilk kitabını yayımladı. Yazarla, kitabının yazılış serüveni ve içeriği hakkında sohbet ettik.

Müge, seni kısaca tanıyabilir miyiz?

Özümde çocukluğundan beri dünyayı güzelleştirmeye, değiştirmeye çalışan birisiyim. İyi yürekliyim. Bu özelliklerimle doğmuş olmalıyım ki etrafımda ne yaşanırsa yaşansın onları hiç kaybetmedim ve bunu yakın bir geçmişte aldığım bir eğitim sırasında fark ettim.

Ben bir yazarım. Bunu kitabımın resmî olarak yayınlandığı 28 Mart 2023 tarihinde önce kendime sonra da başkalarına yüksek sesle söylemeye başladım. Hatta o gün bisikletime atlayıp, yakınlardaki Pophams Kafe’ye gittim, kendime güzel bir çörek ve kahve söyledim. Önünde dalları bahar çiçekleri açmış tarihi St.James Klisesi’nin manzarası ve mavi gökyüzünün altında keyifle kahvemi yudumlayarak bunu kutladım. 

Beni gerçekten tanıyan ve seven arkadaşlarıma sorsanız “deli kız” derler. Onlar, içimdeki iyilik ve güzel enerjiyi açıkça ve özgürce ortaya koymama fark etmeden alan açan dostlarımdır. Yanlarında kendim olabildiğim, neşeme ortak olan, kendi iyilik ve enerjilerinden beni mahrum etmeyen arkadaşlarım. Akışta olmak tam da böyle bir yer. 

Kendimi toplum kural ve kurumları tarafından kabul edilmek, onlara uyum sağlamak kaygısıyla alınmış ve verilmiş statü ve kimliklerimden ayrı düşünmeyi öğrendim. O nedenle bu soruya klasik bir cevap vermiyorum. Fakat soran olursa benim için, eğitimini aldığım ve aktif olarak devam ettirdiğim roller üzerinden; sosyolog, nöromindfulness koçu, kriz müdahale gönüllüsü, aktivist, yazar ve iyi bir arkadaş diyebilirsiniz. Issız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şeyden biri de olabilirim.

Londra Notları kitabının yazılma öyküsünden kısaca söz eder misin?


Aslında Londra Notları kendi yazılma sürecini de anlatan bir kitap.

Yazmayı sevdiğimi ve bu konuda yetenekli olduğumu henüz ilkokuldayken öğrenmeye başlamıştım. Bu, eğitim hayatım boyunca taçlanarak devam etti. Cinedergi ve Aktivist Dergisi’ne yazılar yazdım. Okuyucularım tarafından daha fazlasını yazmaya teşvik edildim. Bilgisayarımın başına oturup bir kitap yazmaya başlamam ise tam anlamıyla bir ilham perisinin omuzuma dokunmasıyla oldu. Ya da başımdan aşağıya o sihirli tozdan döktü sanırım. Bir anda bundan ne kadar keyif aldığımı anımsadım ve düzenli olarak yazmaya devam ettim. Yazma sürecim de benim için akışta olabildiğim bir dönem oldu. 20 seneyi aşkındır Londra’da yaşıyorum. O nedenle bu kitabı yazmak, benim için hem hatırlamak hem de yeni bilgilere erişmek ve onları işlemek açısından muazzam bir tecrübeydi.

Pandemi süreci seni ve bu kitabın yazılma sürecini olumlu/ olumsuz nasıl etkiledi?

Pandemi sürecinde ne kadar da mutluymuşum!

Büyük kayıplar verildi, büyük acılar çekildi. Dünyanın herhangi bir yerinde belki de binlerce insan hâlâ yas tutuyor. Ama şu an yani depremden sonra hissettiğim acıyı, o zaman bu kadar yoğun hissetmemiştim. Adını bilmediğim, yüzünü görmediğim insanlar ve diğer canlılar için canım çok acıyor. Pandemi dönemindeki kısıtlamalar sebebiyle kontrolümüz dışındaki olaylar yüzünden çaresizlik yaşıyorduk. Yer değiştiremedik. Bizlerin yapabileceği işleri, bizim yerimize başkaları yaptı. Bir yandan da belki de ilk defa, kısıtlanmış hayatlarımız sebebiyle hemen hemen eşit şartlarda yaşadık. Ama deprem ve sonrasında yaşadığım çaresizlik hissi çok başka. Evlerimize kapandığımız o günlerde bile bu kadar izole olmuş, bu kadar yalnızlaşmış hissetmemiştim. Bunları söylerken bile boğazım düğümleniyor. Türkiye’deki eşitsizlik yüzümüze hiç bu kadar sert çarpmamıştı.

Pandemi süreci yazma konusunda bana ihtiyacım olan vakti sağladı. Yazmaktan keyif alıyor olmam da başka şeylerle oyalanma isteği olmadan motive olmamı. Ayrıca yazmak zorlayıcı duygularla baş etme metotlarından biri. Koçluk seanslarımda danışanlarıma da bunun pratiğini yapmalarını söylüyorum. Evlerimize kapandığımız o günlerde bana da destek oldu. Kitabımın gündelik hayata yer verdiğim bölümlerinde pandemi sebebiyle tekrara düşmeye başlayacağımı hissettiğim anda, hafızamdaki ve dosyalarımdaki arşivlerime dönerek devam ettim. Pandemi süreci içimdeki araştırmacı ruhu da besledi. Merak kediye kitap yazdırdı.

Kitabın bir günlük gibi ama öte yandan sohbet eder gibi yazılmış deneme tadında bölümler de var. Sen kitabını hangi kategoriye koyuyorsun?


Ben artık kitapçılarda “Dışavurumcu” kategorisi de olsun istiyorum.

Hayatı çok ciddiye alan biriyim. Biriydim. Pandemi süreci bana bunu yumuşatmamı ve yaratıcı yanlarımla kendimi ortaya koyma cesaretini öğretti. Yazı aracılığıyla…

Kitabımın taslak halini okuyarak benimle değerli fikirlerini paylaşan dostlarım ikiye ayrılmıştı; “Daha iyisini yazabilirsinciler” ile “Sana bravo, mutlaka tanıtmalısın, İngilizceye de çevirmelisinciler.” İlk grup Türkiye’den, diğeri ise İngiltere. Daha fazlasını söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama kısaca iki kültür arasındaki farkı burada görebilirsiniz. Şu ana kadar tecrübe ettiğim kadarıyla İngiltere hep yeniliğe, bir sonrakine, herkesin kendi yöntemleriyle kendini ifade etmesine açık bir kültür olarak öne çıkıyor. Bizim kültürümüz kalıplara uymayı ve uyanları daha çok sever.

Bu ilk kitabındı. Bir sonraki için planlarını merak ediyorum.

Umut veren kitaplar yazmak istiyorum.

Pandemi başlangıcından beri travma konusu ile çalışıyorum. Eğitim arkadaşlarım, danışanlarım, dayanışma gruplarım ve son olarak da psikolojik ilk yardım gönüllüsü olduğum dernek aracılığıyla ulaştığım insanlar arasında travma, kaygı bozukluğu ve depresyon o kadar yaygın ki. Sosyal medyanın olumsuz etkileri sebebiyle acı çeken gencecik insanlar var. Beden imajı, yeme bozuklukları, okullarda akran zorbalığı. Bu sorunlar yaşamlarını sonlandırma arzusuna kadar gidebiliyor. Yolda yürürken yanınızdan geçen kişilerden pek çoğunun zorlayıcı duygularla baş ettiğini bilmek, bir o kadar da özgürleştirici.

Bu insanların şifalanmasına destek olmak beni çok mutlu ediyor. Bana yalnız olmadığımı hatırlatıyorlar. Onlara yalnız olmadıklarını hatırlatan satırları yine onların hikayeleri ile yazmayı düşünüyorum. Yeni bir kişisel gelişim kitabı yazmayı düşünmem ama kütlesel birleşime hizmet etmeyi ve bunun anlaşılabilmesini çok isterim. Olumlu yönde değiştirmek istediğim dünyanın yolu aslında buradan geçiyor. Umarım bu ilk kitabım beni, benim gibi düşünen insanlarla buluşturur.

Türkiye'de yola çıkmayı, yani gerçekten bir şehirden diğerine giderek gözlem yapabileceğim bir yola çıkmayı ve onları yazmayı çok istiyorum. Başkalarının hikayelerini duymak beni çok heyecanlandırıyor. Örneğin, geçenlerde Hyde Park’ta birlikte yürüyüşe gittiğim grupta tanıştığım bir Kolombiyalıdan, onların daha yedi yaşındayken kahve içmeye başladıklarını öğrendim. Yeni bir bilgiye hem de ilk ağızdan ulaşmak beni mutlu ediyor.

Aslında bir senaryo yazmak ve film çekmek hayalim de var ama şu anda en iyi bildiğim, dışavurumcu yazmak.

Kitabınla ilgili en çok sevdiğini şey nedir?

Zamansız olması. En azından benim için.
Yayına hazırlarken titiz çalıştık. Bu süreçte ekip arkadaşlarımı; editörüm ve tasarım ekibimi beklerken belli aralıklarla kitaptan uzak kaldım. Aldığım bu molalar sonrasında kitabımı pek çok kez baştan sona okudum.

İkisi arasında geçen epey bir zaman var ama ilk okumamda da sonuncuda da hep “Iyl ki yazmışım” dedim. Tarihe benden küçük bir not, bir saygı duruşu.

Kendime, okuyucuma ve evrene benden hediye.

 

👉Müge Çetinkaya'nın Londra Notları Türkiye'de kitap yurdu'ndan ve Dionysus Yayınları  sayfasından, İngiltere'de ise Press Dinoysus'un sayfasından ve Amazon, Barnes and Noble ve Waterstones gibi platformlardan edinilebilir. 


Müge Çetinkaya


Müge Çetinkaya kimdir?

Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Eğitimine Londra’da Ravensbourne College of Design and Communication ve Arts Marketing Association’da aldığı kurslarla devam etti. BBC London, MTV Europe gibi medya kurumlarında, ardından da sanat, kültür alanında uluslararası PR etkinlik ve koordinasyonunda 17 yıl görev yaptı. Aktivist Dergisi ve Cinedergi’ye yazılar yazdı. Green Peace ve British Lung Foundation’da gönüllü olarak çalıştı. 2020 yılında kendisi için dönüştürücü, iyileştirici birer tecrübe olan nefes, mindfulness pratikleri ve yoga felsefesiyle tanıştı. Yoga, mindfulness ve öz şefkatli farkındalık konularında uzmanlaşarak önce Yoga Alliance, ardından International Coaching Federation, ICF Mindfulness Koçluk sertifikalarını aldı.

Yazar halen Neuro-Mindfulness Koçu ve kriz müdahale gönüllüsü olarak çalışmakta, yazılar yazmaya devam etmektedir.


* Bu yazı ilk defa 13 Nisan 2023'te Olay gazetesinde yayınlanmıştır. 

Müge Çetinkaya’nın “Londra Notları” kitabı yayımlandı | Olay Gazetesi Turkish Newspaper in London

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan