latest
haber

KÜLTÜR-SANAT

VIDEO

video

VELESPIT HİKAYELERİ

velespit hikâyeleri

GÖÇMENLERİN GÜNDEMİ

YEREL HABERLER

LONDRA GÜNLÜKLERİ

Coşkun Aral Londra’da: "Fotoğrafın dünyayı Anlatma gücü"

No comments

 Savaş muhabiri, gazeteci ve belgesel yapımcısı Coşkun Aral, CEFTUS’un düzenlediği özel etkinlik kapsamında Londra’da izleyicilerle buluşacak. “Art of Photography in Explaining the World” başlıklı etkinlikte fotoğrafın toplumsal olayları, insan hikâyelerini ve küresel değişimleri anlatmadaki rolü ele alınacak.



Centre for Turkey Studies (CEFTUS) tarafından düzenlenen etkinlikte, uluslararası alanda tanınan fotoğrafçı ve gazeteci Coşkun Aral, uzun yıllara yayılan saha deneyimlerinden hareketle görsel anlatıcılığın etik, kültürel ve anlatısal boyutlarını değerlendirecek. Özellikle savaş bölgeleri, insani krizler ve kültürlerarası perspektifler üzerinden fotoğrafın tarihsel hafızayı korumadaki etkisi üzerinde durulacak.

Etkinlikte ayrıca görsel medyanın kamuoyu oluşturma süreçlerindeki rolü, fotoğrafın toplumsal algıyı nasıl şekillendirdiği ve dijital çağda haberciliğin dönüşümü gibi konular da tartışılacak. Katılımcılar, söyleşinin ardından gerçekleştirilecek soru-cevap bölümünde Coşkun Aral’a doğrudan soru yöneltme fırsatı bulacak.

CEFTUS’un kamuoyunu küresel meseleler, kültür ve iletişim alanlarında uzman isimlerle buluşturmayı amaçlayan etkinlik serisinin bir parçası olan programın, medya ve fotoğraf meraklılarının yanı sıra akademisyenler ve öğrenciler için de ilgi çekici bir buluşma olması bekleniyor.



Etkinlik Bilgileri

  • Etkinlik: Art of Photography in Explaining the World

  • Konuşmacı: Coşkun Aral

  • Tarih: 10 Haziran 2026 Çarşamba

  • Saat: 19.00 – 21.00

  • Düzenleyen: Centre for Turkey Studies

  • Mekân: Yakında duyurulacak

  • Katılım: RSVP ile kayıt yapılması gerekiyor.

Anka Accountancy'dan Çiğdem Yenigün'le söyleşi: “Çoğu kişinin vize statüsü, muhasebe süreçlerinin doğru ilerlemesine bağlı"

No comments

Birleşik Krallık’ta iş kurmak, şirket yönetmek ya da freelancer olarak çalışmak isteyen pek çok kişi için muhasebe süreçleri çoğu zaman karmaşık ve yorucu olabiliyor. Özellikle göçmen girişimciler açısından bu süreç yalnızca finansal yükümlülüklerle sınırlı kalmıyor; vergi, şirket yapısı ve resmi bildirimlerde yapılacak hatalar, zaman zaman vize ve oturum süreçlerini de etkileyebiliyor.

 






Brighton merkezli Anka Accountancy, Birleşik Krallık genelinde sunduğu çok dilli, erişilebilir ve hızlı hizmet anlayışıyla, başta Türk girişimciler olmak üzere farklı topluluklardan işletme sahiplerine destek veriyor. Anka Accountancy’nin kurucusu Çiğdem Yenigün ile, şirketin sunduğu hizmetleri, göçmen girişimcilerin en sık karşılaştığı muhasebe sorunlarını ve doğru finansal danışmanlığın neden bu kadar önemli olduğunu konuştuk.

Çiğdem Yenigün


Anka Accountancy tam olarak ne yapıyor? Sizi farklı kılan ne?

Biz aslında müşterinin hayatını kolaylaştırıyoruz diyebiliriz. Çünkü Birleşik Krallık’ta muhasebe ve vergi süreçleri özellikle yeni başlayanlar için oldukça karmaşık olabiliyor.

Sunduğumuz hizmetler oldukça geniş:

  • Günlük muhasebe ve bookkeeping
  • Self Assessment dahil tüm vergi beyannameleri
  • Limited şirket kurulumu ve danışmanlık
  • VAT (KDV) kayıt ve beyan işlemleri
  • Payroll (bordro) süreçleri
  • Corporation tax ve kişisel vergi danışmanlığı
  • Rental income (kira geliri) beyanları
  • HMRC ile tüm yazışmalar ve temsil

Yani bir işletmenin ya da bireyin ihtiyaç duyabileceği tüm finansal süreçleri tek çatı altında topluyoruz.

Ama bizi asıl farklı kılan şey şu: mükelleflerimiz bize gerçekten ulaşabiliyor. Sorularına hızlı cevap alıyor, süreci anlayarak ilerliyor ve neyin neden yapıldığını net bir şekilde görebiliyor. Bizim için şeffaflık ve erişilebilirlik en önemli değerlerden biri.


Kimler sizinle çalışmalı? Özellikle kimlere hitap ediyorsunuz?

Birleşik Krallık genelinde farklı milletlerden oluşan geniş bir müşteri portföyüyle çalışıyoruz. Ancak özellikle Türkçe konuşan girişimcilerle güçlü bir bağımız var.

Özellikle Türkiye’den Birleşik Krallık’a gelen ve burada iş kurmak isteyen girişimcilere yoğun şekilde destek veriyoruz. Göçmen girişimcilerin karşılaştığı özel durumlar ve vize türlerindeki farklılıklar nedeniyle, standart bir muhasebe ofisinin çok sık karşılaşmadığı konular bizim günlük pratiğimizin bir parçası. Bu da bize önemli bir uzmanlık kazandırıyor.

Çünkü çoğu kişinin vize statüsü, muhasebe süreçlerinin doğru ilerlemesine bağlı. Biz de bu sürecin insanlar üzerinde nasıl bir stres yarattığını çok iyi biliyoruz. Bu yüzden sadece işlem yapan bir muhasebeci değil, süreci doğru yöneten bir çözüm ortağı olmaya odaklanıyoruz.

 

Bu bakımdan özellikle şu gruplar için oldukça faydalıyız:

  • Yeni iş kuranlar (start-up’lar)
  • Küçük işletme sahipleri
  • Freelancer’lar (yazılımcı, tasarımcı, danışman vb.)
  • Limited şirket sahipleri ve VAT’li şirketler
  • Influencer ve içerik üreticileri
  • Ek gelir elde edenler (side income)
  • Kira geliri olanlar
  • Self Assessment yapmak zorunda olan bireyler


Yeni bir iş kurmak isteyen biri size geldiğinde süreç nasıl ilerliyor?

En kritik noktalardan biri burası. Birçok kişi şirket kurarken yanlış bir yapı ile başlıyor ve bu da ileride ciddi maliyetlere ve sorunlara yol açabiliyor.

Biz sürece her zaman kişinin durumunu anlayarak başlıyoruz: Ne iş yapacak, gelir modeli ne, hedefi ne?

Sonrasında en doğru yapıyı belirliyoruz: sole trader mı olmalı, limited şirket mi kurmalı?

Ardından şirket kuruluşunu gerçekleştiriyor, HMRC kayıtlarını tamamlıyor ve süreci baştan sona yönetiyoruz. Ancak bizim yaklaşımımız burada bitmiyor. Biz kendimizi bir muhasebeciden çok çözüm ortağı olarak konumlandırıyoruz.

Şirket kurulduktan sonra da işletmenin türüne ve ihtiyaçlarına göre:

  • Payroll (bordro)
  • Pension (emeklilik) süreçleri
  • gibi konularda destek vermeye devam ediyoruz.

Ayrıca çözüm ortaklarımız aracılığıyla Immigration Advisor ve HR Solutions gibi alanlarda da destek sunarak, müşterilerimizin ihtiyaç duyabileceği tüm süreçlerde yanlarında oluyoruz. Yani sadece şirket kuran değil, işini sürdürülebilir şekilde büyüten bir yapı kurmalarını sağlıyoruz.

 

Vergi ve HMRC süreçleri birçok kişi için stresli. Bu konuda nasıl destek veriyorsunuz?

Evet, en çok stres yaratan konu bu diyebiliriz. Biz burada tamamen müşterinin yükünü alıyoruz:

  • Tüm beyanları zamanında ve eksiksiz hazırlıyoruz
  • HMRC ile tüm iletişimi biz yürütüyoruz
  • Gerekli durumlarda müşterilerimizi temsil ediyoruz

   

Mükellefin tek yapması gereken belgelerini bize iletmek.

Zaten aldığımız geri bildirimlerde en çok şu öne çıkıyor:
“Her zaman ulaşılabilirler, hızlılar, sürece hakimler ve çok net anlatıyorlar.”

Özellikle vize süreçleriyle bağlantılı durumlarda muhasebenin doğru ilerlemesinin ne kadar kritik olduğunu biliyoruz ve bu sorumlulukla hareket ediyoruz.


Peki neden Brighton? Bu lokasyonu seçmenizin özel bir nedeni var mı?

Aslında iş yapış şekli artık tamamen değişti. Fiziksel konumdan çok erişilebilirlik ve esneklik ön planda.

Birleşik Krallık’ın her yerindeki müşterilere hizmet veriyoruz. Brighton bizim merkezimiz, ancak hizmet alanımız tüm ülkeyi kapsıyor. Hatta yalnızca Birleşik Krallık ile sınırlı kalmayıp, başta Türkiye olmak üzere Avrupa genelinde Birleşik Krallık’ta iş kurmak ve yerleşmek isteyen girişimcilere de destek veriyoruz.

Bir de işin kişisel tarafı var. Brighton gerçekten çok keyifli bir şehir. Ofisimizin denize yakın olması, zaman zaman iş görüşmelerini kısa bir yürüyüşle birleştirmeyi mümkün kılıyor. Bu da hem bizim hem de müşterilerimiz için daha keyifli ve motive edici bir deneyim sunuyor. Ayrıca Londra’ya yakınlığı sayesinde, şehirden uzaklaşmadan farklı bir atmosferde görüşme yapmak isteyenler için de ayrı bir avantaj sağlıyor.

 


Telefon (Mobil): +44 7486 511501
Telefon (Ofis): 020 3633 0723
E-posta: info@ankaaccountancy.uk

Web: https://ankaaccountancy.uk/

Adres: 34, Curtis House, Unit 9 Third Ave, Hove, Brighton, BN3 2PD

 

Güler İnce ile Londra’da ailelere özel müze turları

No comments


 


Sanat tarihçisi Dr. Güler İnce rehberliğinde düzenlenen “Londra Sanat Turları”, bu kez ailelere yönelik özel müze keşif günleriyle devam ediyor. Etkinlikler, Londra’da kültür ve sanat alanında çalışmalar yürüten organizatörler tarafından çocuklar ve yetişkinlerin birlikte katılabileceği şekilde hazırlandı.

Program kapsamında 30 Mayıs’ta The British Museum ziyaret edilecek. Tur boyunca Mısır, Mezopotamya ve Antik Yunan uygarlıklarına ait eserler incelenecek; mitolojik hikâyeler, tanrılar ve erken uygarlıkların izleri çocukların da takip edebileceği anlatımlarla ele alınacak.

31 Mayıs’taki ikinci durak ise Victoria and Albert Museum olacak. Bu turda Batı heykel sanatının Ortaçağ’dan Rönesans’a ve Klasik döneme uzanan gelişimi incelenecek. İnsan bedeninin sanattaki dönüşümü, estetik anlayışındaki değişimler ve form arayışları seçili eserler üzerinden değerlendirilecek. Program, Auguste Rodin’in heykelleriyle tamamlanacak.

Yaklaşık yedi yıldır Londra’da müze ve şehir turları düzenleyen Dr. Güler İnce, sanat tarihi alanındaki akademik birikimini bu çalışmalara taşıyor. Klasik müze gezilerinden farklı olarak bu turlarda eserler yalnızca tarihsel bilgilerle değil, dönemsel üslup özellikleri, düşünsel arka planları ve kültürel bağlamlarıyla birlikte ele alınıyor.

Turlar, müzeleri daha bilinçli ve derinlikli bir bakışla gezmek, çocuklarıyla birlikte sanat ve tarih üzerine düşünmek isteyen aileler ile sanatseverlere hitap ediyor.

Etkinliklerle ilgili bilgi almak isteyenler 07565 684099 numaralı telefondan ya da gulerince7@hotmail.com adresinden iletişime geçebiliyor.

YHT, İzmit’ten İstanbul’a absürt bir yolculuk hikâyesi

No comments

Bu yazıda, yaklaşık altı yıldır, Yüksek Hızlı Treni (YHT) haftada üç - dört defa kullanan biri olarak İzmit – İstanbul hattına ilişkin gözlemlerimi paylaşacağım. Bu altı yıl zarfında sistemi oturtma adına hiçbir ilerleme kaydedilmeyen  İzmit – İstanbul hattında yaşanan trajikomik uygulamalara yer vereceğim. 



Hadi o zaman İzmit – İstanbul hattında artık olağan hale gelen çağdışı, absürt uygulamaları sırasıyla anlatalım.

Öncelikle TCDD’nin online bilet alınan web sitesinin kullanıcı dostu olmadığını söyleyerek söze başlayalım. Sistemin aşinası olmayan birisi için TCDD web sayfasından bilet satın almak oldukça zahmetli bir iş.

BARKODSUZ, TURNİKESİZ MANUEL SİSTEM EZİYETİ

Sorun bilet almakla da çözülmüyor. Normal bir demiryolu sisteminde trene nasıl binersiniz? İlgili platforma gelir, aldığınız biletin barkodunu okutur, turnikeden geçer, koltuğunuza oturursunuz.

Peki, TCDD’de bu iş nasıl oluyor? Treninizin kalkmasına dakikalar kala güvenlik kapısından geçerek upuzun bir kuyrukta sıraya girip dört kişinin manuel bir şekilde biletlerinizi kontrol etmesini bekliyorsunuz. Yaşlı, engelli veya yabancı yolcular için elbette kolaylaştırıcı bir memurun olması gerekir ama diğer yolcular dakikalarca bu eziyeti neden çekiyor? Neden çok basit bir turnike sistemi yıllardır kurulamıyor?

Bir başka husus da bekleme salonlarındaki ekranların garabeti. İzmit istasyonunun bekleme salonunda 6-7 tane ekran var. Bunlardan biri bildiğiniz dev ekran. Ancak ekranların hiçbiri yolculara bilgi sunmak için kullanılmıyor.



"BİLGİLENEMEME EKRANI"

Normal bir demiryolu sisteminde bu bilgi ekranları ne işe yarar? Birkaç dakika önce hareket etmiş ve bir saat içinde hareket edecek trenlerin bilgisi yer alır bu ekranlarda. Yolcu da ona göre rötar var mı, tren zamanında kalkacak mı, hangi platformdan kalkacak, bunu öğrenir.

Peki, TCDD’de bu iş nasıl oluyor? Ekranların birinde tüm TCDD tren seferleri sırasıyla dönüyor. Örneğin siz 18.22 treniyle İstanbul’a gideceksiniz, bekleyin ki o trenle ilgili bilgi gelsin… Sabah altıdan itibaren tüm seferleri takip etmek zorundasınız. Yahu, 18’de bekleme salonunda oturan yolcuyu ne ilgilendirir sabah 06.25 treni? Yakın zamandaki tren seferlerini oraya koymak çok mu zor? Diğer ekranlarda gösterilen yan yana dizilmiş takım elbiselilerin kurdele kesme merasimlerini ve güdük propaganda görüntülerini hiç saymıyorum.

GECİKME ZATEN VAR, ANONSA NE HACET

Normal bir demiryolu sisteminde tren gecikirse ne yapılır? Genelde çok fazla gecikme olmaz ama ola ki olursa yolculara bu konuda açıklayıcı bir anons yapılır.

Peki, TCDD’de bu iş nasıl oluyor? İstanbul’dan hareket eden trenler genellikle zamanında hareket ediyor, ama İzmit’ten İstanbul’a giden hiçbir tren zamanında gelmez. On ya da yirmi dakika trenine göre muhakkak gecikme olur. Bu konuyla ilgili bir anons duyamazsınız. Ancak gecikme bir saati bulursa, anons yapılır.

Bazı anonslardaki Türkçe katliamına değinmeden de geçemeyeceğim. Örneğin, bu anonslardan biri şöyle: “Eskişehir yönüne gidecek olan yolcularımızın bilet kontrol noktalarından geçerek ikinci perona geçmeleri önemli rica olunur.” Geçerek, geçmek!



SİGARA İÇENLERE ÖNCELİK

Normalde platformlarda sigara içilmesi yasak. Bunu görevliler de dahil umursayan kimseyi bugüne kadar görmedim. Sigara içilmez, levhaları olsa da bunu dikkate alan yok.

Normal bir demiryolu sisteminde tren gelince yolcular nasıl biner? Önce inecekler iner, ardından da binecekler biner.

Peki, TCDD’de bu iş nasıl oluyor? Önce büyük bir aceleyle o bir dakika içinde sigarasından beş altı fırt almak için aceleyle trenden inenleri beklemek zorundasınız. İllâ önce onlar inecek ve yüzünüze içtikleri sigaranın dumanını üfleyecekler. Ardından inecekler inecek sonra da sigara bulutu içinde siz trene bineceksiniz. 

TRENİN İÇİNDE: YANLIŞ ANONSLAR SİLSİLESİ

Trene bindiğinizde; “değerli hanımefendiler, beyefendiler ve kıymetli çocuklar Söğütlüçeşme seferini yapacak yüksek hızlı trene hoş geldiniz. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları Taşımacılık Anonim Şirketi’ni tercih ettiğiniz için teşekkür eder, iyi yolculuklar dileriz” anonsu karşılıyor sizi. Ardından bu anonsun İngilizcesini kibar bir kadının sesinden dinliyorsunuz. Ancak bu anonsları örneğin Pendik, Bostancı istasyonlarında da tekrar tekrar dinlemeye devam ediyorsunuz. Oysa bu istasyonlardan trene binen kimse yok. Birisi bilet almak istese de sistem izin vermez. Peki, hiç yolcu binmiyorsa biz bu anonsları iki farklı dilde dinlemeye neden devam ediyoruz? Birisi de yıllardır çıkıp sormuyor mu? “Yahu, burada binen yolcu yok, biz bu anonsları niye sürekli yapıyoruz!” diye.

Üstelik bu anons tren Bostancı’dan Söğütlüçeşme’ye doğru hareket ettiğinde yapıldığında acemi yolcuların çoğu ayağa kalkarak trenin istasyona varmak üzere olduğunu sanıyor ve on dakika boyunca ayakta yolculuk yapmak zorunda kalıyor.

Bu ses kirliliğinin yanı sıra ışık kirliliğinden de söz etmek gerekir. Örneğin 6.30 treniyle İzmit’e yolculuk yapacaksınız. Ne beklersiniz? Trenin biraz daha loş olmasını değil mi? Hayır, inadına tüm beyaz florasan ışıkları gözünüze gözünüze geliyor. Çok mu zor bu saatlerde vagonların bazı ışıklarını kapalı tutmak?

SİNYAL KONTROLÜ NEDENİYLE DURULMUŞTUR!

Baştan söyleyeyim; İzmit – İstanbul arasında yolculuk yapanlar için “Yüksek Hızlı Tren” diye bir şey söz konusu değil… Hızlı dememiş, hızını alamamışlar “yüksek hızlı” demişler, ancak bu tren İzmit – İstanbul arasını saatte yaklaşık 65 km hızla gidiyor ve 1 saat 24 dakika bu yolculuğu gerçekleştiriyor. İzmit’ten İstanbul’a gidecekseniz gecikmelerle bu yolculuk 2 saati buluyor.

Rayların henüz yenilenmediğinden olsa gerek özellikle Pendik’ten sonra tren en az iki defa birkaç dakikalığına duruyor. Bazen bu durmalar daha uzun da sürebiliyor. O sırada şu anonsu duyuyorsunuz: “sin-yal kontrolü nedeniyle durulmuştur.” Anlıyorsunuz ki tren karşıdan gelen treni bekleyecek. O gelene kadar da hareket etmeyecek.

Nihayet İstanbul’a geldiğinizde ise Söğütlüçeşme istasyonunda trenle platform arasında yükseklik farkı olduğu için ellerinde çelik levhalar taşıyan görevlileri bekliyorsunuz. Kapı açılır açılmaz onlar koşturup bu çelik levhaları yerleştiriyorlar ve trenden ancak öyle iniyorsunuz.

Özetle, TCDD, çok basit düzenlemelerle giderilebilecek sorunları bile yıllardır çözemeyen, çağın gerisinde kalmış, köhneleşmiş bir kurumsal zihniyetin sembolü gibi duruyor.

***

AKP DÖNEMİ ZARARI 84 MİLYAR TL

Bütün bunlar ilk bakışta küçük aksaklıklar gibi görünebilir. Ancak mesele yalnızca kötü anonslar ya da çalışmayan ekranlar değil. Mustafa Bildircin’in Birgün’de çıkan yazısına göre; AKP döneminde Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın yalnızca raylardan değil, kurumsal akıldan da çıktığı görülüyor. Habere göre, 2002’den bu yana “serbestleşme” ve özelleştirme politikalarıyla parçalanan kurum, liyakat yerine siyasi kadrolaşmanın merkezi haline getirildi. 2013’te çıkarılan yasa sonrası TCDD ikiye bölünürken, yıllardır kamu hizmeti veren yapı şirket mantığıyla yönetilmeye başlandı. Raylı taşımacılıkta fiilen tekel konumunda olmasına rağmen kurumun zararının her yıl katlanarak artması, kötü yönetimin en görünür sonucu olarak öne çıkıyor.

Haberde paylaşılan mali tablolar, kurumun nasıl bir kara deliğe dönüştüğünü de gözler önüne seriyor. TCDD’nin 2022’de 6,3 milyar TL olan zararı, 2023’te 11,4 milyar TL’ye, 2024 sonunda ise yaklaşık 36,5 milyar TL’ye yükseldi. Böylece kurumun AKP iktidarı boyunca biriktirdiği toplam zarar 84 milyar TL’yi, yani yaklaşık 11,2 milyar doları buldu. Bir zamanlar “demir ağlarla örülen” ülkenin demiryolları, bugün kamu kaynaklarını tüketen ve sürekli zarar eden bir yönetim krizinin simgesine dönüşmüş durumda.

FACİALAR GÖZ GÖRE GELDİ

AKP döneminde demiryolları ayrıca iki büyük tren faciasıyla hatırlanıyor. 2004’teki Pamukova Tren Kazası, Türkiye’de demiryolu tarihine yalnızca bir “kaza” olarak değil, siyasetin mühendisliğin önüne geçirilmesinin ağır sonucu olarak geçti. “Hızlandırılmış tren” adı verilen proje, uzmanların ve meslek odalarının tüm uyarılarına rağmen, yüz yılı aşkın süredir kullanılan eski hatlar üzerinde adeta siyasi bir vitrin projesi gibi devreye sokuldu. Altyapı yenilenmeden hız artırıldı; raylar, traversler ve sinyalizasyon yüksek hıza uygun hale getirilmeden trenlere “hadi bakalım, biraz hızlı gidin” denildi. Sonuçta 37 kişi yaşamını yitirdi, onlarca insan yaralandı. 

Aradan yıllar geçti ama zihniyet değişmedi. 2018’deki Çorlu Tren Faciası da benzer bir ihmal zincirinin sonucu olarak yaşandı. Kapıkule-Halkalı seferini yapan trenin raylarının altındaki menfezin çökmesi sonucu beş vagon devrildi; 25 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Uzmanlar, bölgede yeterli jeoteknik incelemelerin yapılmadığını ve altyapının gerekli şekilde denetlenmediğini söyledi. Yani rayların altındaki toprağın bile “idare eder” mantığıyla bırakıldığı bir sistemde, trenin raydan çıkması aslında kimseyi şaşırtmamalıydı. Demiryolu gibi milimetrik hesaplarla yürüyen bir alanda bakım, denetim ve mühendislik yerine kadercilik tercih edilince, ortaya “ulaşım politikası” değil, düzenli aralıklarla tekrarlanan facialar çıktı.

***

İzmit – İstanbul hattında yaşanan bitmeyen gecikmeler, anlamsız anonslar, çalışmayan sistemler ve “sinyal kontrolü nedeniyle durulmuştur” cümlesi insana artık yalnızca kötü organize edilmiş bir yolculuğu değil, yıllardır ihmal edilen bir kurumun hikâyesini hatırlatıyor. Çünkü demiryollarında mühendislik, planlama ve liyakat geri çekildiğinde ortaya bazen yalnızca eziyet değil, Pamukova ve Çorlu’da olduğu gibi telafisi olmayan facialar çıkıyor.


 

“Migration Stories" etkinliği, 29 Mayıs'ta Goldsmiths Üniversitesi’nde düzenlenecek

No comments

Göç, savaş ve aidiyet temalarını odağına alan “Migration Stories” araştırma projesinin yaygınlaştırma ve networking etkinliği 29 Mayıs’ta Londra’da gerçekleştirilecek. Akademisyenler, sanatçılar ve göçmen topluluklarını bir araya getirecek etkinlikte araştırma bulguları, yaratıcı çalışmalar ve deneyim anlatıları paylaşılacak.

 


Goldsmiths, University of London bünyesindeki Migrant Futures Institute tarafından desteklenen “Migration Stories” araştırma projesi kapsamında düzenlenen etkinlik, göç ve savaş deneyimlerini hem akademik hem de sanatsal perspektiflerden ele almayı amaçlıyor. Richard Hoggart Building’de gerçekleştirilecek programda, savaşın insani maliyetleri, göç süreçleri, güvenlik ve aidiyet gibi konular tartışmaya açılacak.

Etkinliğin ilk bölümünde Prof. Bülent Gökay ve Dr. Lily Hamourtziadou’nun “Human Costs of War: from Iraq 2003 to Ukraine 2022” başlıklı sunumu yer alırken, Sue Moffat ve Farzana Shain “Peace is Home” adlı belgesel drama çalışmasının yaratım sürecini paylaşacak.

Ayrıca Fatma Yüksel ve Hasan Doğan’ın, Türkiye’de bir Kürt köyünden başlayıp Kıbrıs ve Londra’ya uzanan göç hikâyesini merkeze alan “Londoner” çalışması üzerine söyleşisi gerçekleştirilecek. Programın ilerleyen bölümünde ise göçmen topluluklarına yönelik destek, savunuculuk ve araştırma çalışmaları ele alınacak.

Organizatörler, etkinliğin ücretsiz olduğunu ancak salon kapasitesi ve ikram organizasyonu nedeniyle kayıt yaptırmanın zorunlu olduğunu belirtiyor.

 Kayıt yaptırmak için tıklayın!

Etkinlik Bilgileri

  • Etkinlik: Migration Stories – Dissemination and Networking Event
  • Tarih: 29 Mayıs 2026 Cuma
  • Saat: 16.00 – 19.00
  • Yer: RHB 221, Richard Hoggart Building, Goldsmiths, University of London
  • Katılım: Ücretsiz, kayıt zorunlu
  • Düzenleyen: Migrant Futures Institute / Goldsmiths, University of London

 

Tony Howson’dan Londra’da şiir, müzik ve söyleşi gecesi

No comments

 Londra’nın bağımsız kültür mekânlarından Hoxton Cabin, 24 Mayıs Pazar akşamı şair ve yazar Tony Howson’ı ağırlayacak. Press Dionysus tarafından düzenlenen “Love, Hate & Fragility” başlıklı etkinlikte şiir, müzik ve söyleşi bir araya gelecek. Etkinlik, Howson’ın aynı adlı yeni şiir kitabının lansmanı kapsamında gerçekleştirilecek.



“Love, Hate & Fragility”, insan ilişkileri, kırılganlık, hafıza, arzu ve dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan toplumsal çatışmalar üzerine kurulu şiirlerden oluşuyor. Etkinlik boyunca Tony Howson şiirlerinden okumalar yapacak, katılımcılarla söyleşecek ve kitaplarını imzalayacak. Kitaplar etkinlik sırasında okurlarla buluşacak.

Tony Howson kimdir?

1956 yılında Slough’da doğan Tony Howson, çocukluk hayalini gerçekleştirerek dünyanın 140 ülkesini ziyaret etti. BBC ve BBC Media Action bünyesinde çalışan Howson, özellikle çatışma bölgeleri ve yoksulluk coğrafyalarında gazetecilik yaptı; Somali, Sierra Leone, Libya, Ukrayna ve Gazze gibi bölgelerde medya projelerinde görev aldı.

Şiirlerinde ve düzyazılarında savaş, insanlık halleri, aşk, kayıp ve politik gerçeklikler iç içe geçerken; metinlerinde bir gazetecinin tanıklığı ile bir şairin iç dünyası buluşuyor. Daha önce The Crow Road from Eden ve Walking with Camels adlı eserleri yayımlanan Howson, aynı zamanda hikâye anlatıcılığı ve performans geceleriyle de tanınıyor.

Etkinlik Bilgileri

📍 Hoxton Cabin, 132 Kingsland Road, London E2 8DY
🗓 24 Mayıs 2026 Pazar
⏰ Saat 20.00
🎟 Etkinlik linki: Hoxton Cabin Events
📚 Kitap bilgisi: Love, Hate & Fragility – Press Dionysus

Dolunay Obruk: “Hayata yeniden başlamak, benim uzmanlık alanım”

No comments

Caz sanatçısı Dolunay Obruk 2019’dan beri Londra’da yaşıyor. Çeşitli mekânlarda ve festivallerde sahne alan sanatçı, cazın dışında, çocuklara ve yetişkinlere yönelik kişisel gelişim ve sanat eğitimleri de veriyor. Dolunay Obruk’la yaptığı bütün bu çalışmalar hakkında bisikletli gazete için konuştuk.


 

                                                                                                  

 

Dolunay, seni başta caz yorumcusu ve sanatın birçok dalında çalışmaları olan biri olarak tanıyoruz. Bize kısaca kendini tanıtır mısın?

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Grafik Tasarım mezunuyum. Ardından, Bilgi Üniversitesi Caz Bölümü ile müzik kariyerimi başlattım. Hem müzik hem de tasarımla ilgileniyorum. Sanat çalışmalarıma felsefe, psikoloji ve kişisel gelişimi ekledim. YouTube’da bir teknoloji kanalım var. TRT Müzik TV’de sunuculuk yaptım, radyo programlarım oldu. Yaratıcı düşünme üzerine eğitimler veriyorum.

Bu kadar farklı işlerle meşgul olmak seni yormuyor mu?

Beni hiç yormuyor. Tam tersine ne kadar çok şey üretirsem, problem çözme üzerine ne kadar çok insanlarla iç içe olursam o kadar motive oluyorum. Daha da çok çalışmak istiyorum. Bunları birbirinden ayrı değil de bir ağacın dalları gibi tanımlıyorum.

Sanırım bu biraz da yaptıklarını “çalışma” olarak görmemekle ilgili bir durum…

Ben de öyle düşünüyorum. Hep “ben hiç çalışmadım, sadece beni mutlu eden işleri yaptım” derim.

Seni Londra’ya hangi rüzgâr attı?

Türkiye’de şarkılar yazıyor, konserler veriyor, albümler yapıyordum. Caz konserleri derken, dünya müziğine evrildi durum. Her şey çok güzel giderken, sistem değişmeye başladı. Suya yazı yazmak gibi oldu emekler… Ve hayatta olabilecek en kötü şeye dönüştü; kendi değerimi sorgulamaya başladım. Düşündüm. Burada hata bende değil, şu andaki koşullarda dedim ve koşullarımı değiştirmeye karar verdim. Global bir insanım; Global Talent vizesine başvurdum, kabul edildim, Londra’ya geldim. Burada konserlere, özel derslere başladım. Musicians Union’ın Eğitim ve Canlı Performans Komiteler’ine seçildim. Sanatı ve felsefeyi araç olarak kullanarak, kişisel gelişim danışmanlıkları vermeye başladım.

Peki, ne umdun ne buldun?

Burada konser veriyorken, Covid salgınıyla birlikte hayat durdu. Uluslararası uçuşlar açılınca Türkiye’ye gidip, konserlere online olarak devam ettim, belediyelerle iş birlikleri yaptım. İngiltere’de ortam toparlandığında da geri geldim. Maceralı bir başlangıç oldu yani.

Aradaki farklara gelince; burada bir sistem var. Mesela gov.uk web sayfasının büyük hayranıyım. E tabii insan, sistemin sistemsizlik olduğu bir yerden buraya gelince biraz bocalıyor. Burada her alanda rahatça başvurabileceğin kurumlar, yetkililer var; muhatabın var. En önemlisi, cevap alıyorsun. Ben, kavramsal olarak, devlet nedir, vergi nedir, vatandaş nedir, vergi ne zaman verilir, nereye gider, ne zaman geri alınır, bütün bunları burada öğrendim. Üstelik İngiltere vatandaşı bile değilim. Üreten insanın, planlarını projelerini hayata geçirebiliyor olması çok büyük bir özgürlük ve yaşam sevinci. Bana bu koşulları sağlayan her ortamda üretmeye devam edeceğim.

Londra’da cazla ilgili neler yapıyorsun?

Sistem, o anlamda da işliyor. Burada bir festivale çok önceden başvuruyorsun. Burası büyük bir pazar ve çok büyük bir müzik endüstrisinden söz ediyoruz. Farklı dalların birbirine girmediği, spesifik alanlarda ve net koşullarda çalışılan ciddi bir ortam var. Bu yıl, Londra Caz Festivali’nde bir konserim olacak. Dünyada, ülkemi temsil etmeyi hep çok önemsedim. Hindistan, Güney Kore ve daha birçok ülkede verdiğim konserler ve albümlerim, ödüllerim sayesinde Global Talent Visa ile burada yaşıyorum. İngiltere’deki son konserim, Wimbledon Tenis Turnuvası’nda oldu.

Türkiyeli toplumun mekânlarında konserler veriyor musun?

Evet ama caz fikri bizim insanımızı bazen ürkütebiliyor. Oysa cazın içine birçok şey katabilir, her şeyi caza çevirebilirsin. Ben türküleri de caza çeviren bir insanım. Yazdığım şarkıların çoğu Türkçe. Rahat dinlenebilen bir müzik yaptığımı bildiğim için “korkacak bir şey yok, sakin olun, kendinize bir şans verin” diyorum. Dolayısıyla bu cesareti gösteren mekânlarla çalışıyoruz. Benim konserlerim çok eğlencelidir. Kulüpler, restoranlar, özel organizasyonlar, ev partileri, ödül törenleri, hepsinde sahne alıyorum.

Bizim toplumun mekânlarında şöyle bir sorun yaşıyoruz. Maalesef süreklilik arz edemiyoruz. Burada bizim toplumun en güçlü olduğu yer restorancılık sektörü. Çin restoranının bile işletmecisi Türk çıkıyor. Demek ki biz bu alanda çok iyiyiz. Bu çok güzel bir şey. Bunun içine müzik koymak da çok tatlı bir fikir. Fakat bunun için bir müzik direktörüyle anlaşmalısın. Nasıl mutfaktaki malzemenin ne olacağına şef karar veriyorsa, müziğin nasıl olacağına da işi bilenin karar vermesi gerekir. Yani caz gecesi yapıp, ardından dansöz çıkartıp, bir gün viyolonsel getirtip sonra da fasıl yaparsan, belirli bir konsept olmadığı için müşterinin de sadakatini bekleyemezsin. Bir mekânda, canlı olmasa bile günün hangi saatinde hangi tür müziğin çalacağı, çok dikkatli hesaplanmalıdır. Bu yüzden her hafta şu mekândayım diyemiyorum.

Yeni gelen göçmenlere dair bir şey yapıyor musun caz dışında?

Kişisel gelişime çok önemi veriyorum, eğitim içerikleri üretiyorum. Yaratıcı düşünme atölyeleri yapıyorum. Covid’ten sonra insan psikolojisi çok etkilendi her yerde. Göç de kolay bir süreç değil. Danışanlarımla, bunu toparlamaya çalışıyoruz. Hayata yeniden başlamak isteyen ve bu konuda ne yapacağını bilemeyenler için danışmanlık veriyorum. NHS’in resmi sayfasında da yer alan, hamileler için, anne ve bebek sağlığına olumlu etki edecek ses, nefes ve beden çalışmalarım var. Bunun yanı sıra Mindful-singing eğitimleri veriyorum.

Bundan sonrası için neler yapmayı planlıyorsun?

Konserlere, yeni şarkılar yazmaya ve zaman zaman açtığım, yaratıcı düşünme ve kişisel gelişim atölyelerime devam etmeyi düşünüyorum. Bu çalışmaları kitaba dönüştürmeyi planlıyorum.

Açıkçası, dünya, bizim gezegen… Bugün Londra’dayım yarın başka bir yerde olabilirim. Kendimi faydalı hissettiğim ve beni besleyen her yerde yaşar; çalışır, üretir, beslenirim.

www.dolunayobruk.com

 https://www.instagram.com/dolunayobruk/


👉Söyleşiyi Spotify'dan dinlemek için tıklayın







*Bu yazı ilk defa 29 Ağustos 2022'de Olay Gazetesi'nde yayınlanmıştır. 

https://olaygazete.co.uk/kultur-sanat/dolunay-obruk-hayata-yeniden-baslamak-benim-uzmanlik-alanim.html

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan